f ELEMEĞİ,HOBİ,GÜNCEL BLOGU

Esmerler daha geç yaşlanıyor

11:53 |
Esmer tenlilerin daha geç yaşlandığını, açık renk tenlilerin ise cilt kanseri riski taşıdığını belirtildi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zerrin Öğretmen, esmer tenlilerin daha geç yaşlandığını, açık renk tenlilerin ise cilt kanseri riski taşıdığını belirtti. Öğretmen, yaptığı yazılı açıklamada, cilt rengiyle hastalıklar arasındaki ilişkiye dikkati çekerek, farklı ten renklerinin farklı özellikler taşıdığını vurguladı. Koyu renk tenlilerin yaydığı salgılar nedeniyle cilt kanseri olma risklerinin düşük olduğunu ve daha geç yaşlandıklarını ifade eden Öğretmen, açık tenlilerin daha hızlı yaşlandığını ve cilt kanseri riski taşıdığını kaydetti. Öğretmen, ''Bütün bunlarda cildin direncinin ve başka etmenlerin de etkisi vardır'' değerlendirmesinde bulundu.

''YAZIN 15 DAKİKADA KIŞIN 1 SAATTE'' İnsanların bazen yaşlarından daha büyük gösterdiklerini belirten Doç. Dr. Öğretmen, şunları kaydetti: ''Şüphesiz bunda kentte ya da kırsalda yaşanması, alınan besinler, zararlı yiyecek ve içeceklerin kullanımı çok etkili. Fakat bununla birlikte diğer etken unsur güneş ve yaydığı ışınlardır. Güneşin yaydığı ultraviyole A ışınları yaşlanmayı doğurmaktadır. Ultraviyole B ışınları ise yanıklar meydana getirmektedir.
Güneşten her zaman korunulması gerekir. Hayatın ilk 20 yılında ne kadar güneş ışığına maruz kalmışsanız ileride o kadar yaşlanırsınız. Bu durum, beraberinde cilt kanseri olma riskini de artırır. Aniden güneşe çıkmak ve uzun süre güneş altında kalmak sağlıksız bir durumdur. Kışın bile güneş zararlı olabilmektedir. Yazın 15 dakikada alınan güneş ışığını kışın 1 saatte alırsınız. Kış güneşi de zararsız değildir.''
Doç. Dr. Zerrin Öğretmen, yaşanan bölgenin yaşlanmada önemli olduğuna işaret ederek, ''Deniz, güneşin ışığını önemli ölçüde yansıtmaktadır. Bu nedenle özellikle deniz kenarında oturanlar korunma kremlerini yaz ve kış aylarında sürekli kullanmalıdır'' ifadesini kullandı.
Devamını Oku …

Küçük Sırlar'da Kim Ne Kadar Kazanıyor?

11:30 |
Star Tv'nin beğenilerek izlenen gençlik dizisi Küçük Sırlar'da oynayan oyuncuların aldıkları ücretler ortaya çıktı.
Küçük Sırlar'da Sinem arkadaşlarına fark attı.Vatan gazetesinde yer alan habere göre; Gossip Girl'in yerli versiyonu olarak lanse edilen dizinin en çok kazanan oyuncusu bölüm başı 15 bin TL ile Sinem Kobal oldu.
Genç oyuncuyu bölüm başı 10 bin TL ile Burak Özçivit takip etti.
Ayşegül karakterini canlandıran Merve Boluğur 8 bin TL, Hande Yener'in eski sevgilisi Kemal Doğulu'nun 4 bin TL aldığı öğrenildi.
Doğulu'nun dizide bölüm başı 2 bin TL aldığı öne sürülmüştü. Küçük Sırlar'da Heves karakterini canlandıran Dilara Öztunç'un ise bölüm başı 3 bin YL ile en az kazanan oyuncu olduğu öğrenildi.
Devamını Oku …

Yeni doğan bebekler hakkında bilmedikleriniz

11:21 |
Yenidoğan bebeğin farkındalığı sınırlı olmakla beraber duyabilir, görebilir, koklayabilir, tat alabilir ve dokunmayı hissedebilir. Her an öğrenir; bu nedenle zengin bir uyarıcı çevreye ihtiyacı vardır.
Ayrıca yaşaması için gerekli olan uyaranlara otomatik olarak verdiği refleksif tepkileri vardır.

Duyma: Bebek daha anne karnındayken, 6. ve 7. aylarda duymaya başlar. 1 haftalık iken annesinin sesini tanır ve diğer seslere tercih eder. Onunla konuşulduğunda hareketleri azalır. 4 günlükken, acıkmışsa annenin ayak sesini duyunca besleneceğini anlar ve ağlar. Kulağının çok yakınında çıngırağı sallayıp el çırparsanız, sesin geldiği yöne bakmaya çalışır. Refleksif sesler çıkarır.
Görme: Dünyaya geldikten sonraki ilk birkaç saat içinde annenin yüzüne, gözlerine ve sesine karşı duyarlılığı oluşmuştur. Parlak renkli, hareketli objelere, özellikle insan yüzüne tepki verir. 15-25 cm. uzaklıkta (emzirirken bebekle annenin gözleri arasındaki mesafe) olan objeyi görür. Yeşil ve kırmızı en iyi görebildiği renklerdir. Asılı duran, sallanıp ses çıkaran parlak renkli, hareketli oyuncaklardan hoşlanır. 3. haftadan sonra annenin yüzünü inceler ve seyreder. Yüzde özellikle baktığı alan açılar ve renk kontrastı olan yerlerdir. Buraları alın ve saçların kesiştiği çizgi, kaşlar ve gözlerdir. Annenin yüzünü, diğer yüzlerden henüz ayırt edemez; bu beceri ancak 2. aydan sonra gelişir. Göz bebekleri ışığa duyarlıdır; parlak bir ışık karşısında gözlerini kapatabilir. Dik tutulduğunda gözlerini açabilir; yatar pozisyondayken gözleri kısık bakar. Net görme ancak 2.-4. aylar arasında gelişir.
Koku alma: Annenin kokusunu, 1-2 haftalık iken ayırt eder.
1.ayın sonuna doğru, yüzükoyun yatarken başını kısa bir süre için kaldırır.
İlk ayda bilinçli olmayan, kendiliğinden gülümseme görülür. Uyarana cevap niteliğinde gülümseme (sosyal gülümseme) 5.-6. haftalarda görülmeye başlar.
Kucağa alınınca fiziksel temas sayesinde sakinleşir, kendini güvende hisseder.
Refleksler: Bebek doğduğunda sinir sistemi tam olarak gelişmiş değildir. Bu nedenle doğduğu andan itibaren bebeğin hareketlerinin bir bölümünü refleksler oluşturur. Refleksler, beynin gelişmesi ile ortadan kaybolurlar.
Emme: Yanağına ve ağzının kenarına dokunulunca başını o yana döndürerek emmek isteer.
Devamını Oku …

17 Şubat yemekteyiz Mehmet Yalçınkaya

06:07 |
17 Şubat haftanın 4. yarışmacısı olan Mehmet Yalçınkaya...Mehmet bey 37 yaşındaExecutive Şef/Euro Türk Takımı Kaptanı ... İşte Erdem beyin yemek menüsü...
Başlangıç: Çemenli somon pastırması, ardıç tohumlu fava, organik kayısılı enginar göbeği, üzüm çekirdeği yağında mozerella, alıç sirkeli gazpaço, taze fesleğenli keçi peyniri.
Çorba: Cam kavanozda pişirilmiş deniz mahsulleri sentezi(limon çubuğunda karidesler, rezene ve sebze küpleri ile hareketlendirilmiş deniz yosunu köpüğü eşliğinde.
Antre: Patlıcan lazanyası üzerinde kaz ciğeri ( beş peynirli, zeytin mus eşliğinde).
Salata: Portakal suyunda marine edilmiş kereviz, kuzu kulağı, mescolin domates dondurması, çıtır parmesan peyniri, çilek ve ceviz taneleri (balsamic sirkesi ile)..
Tazeleyizci: Mango sorbesi.
Ana yemek: Muz yaprağında logos filota stalke mantarlı, pestilli buğday rizotto eşliğinde, çektirme kapari sos, tarçınlı baby patates.
Tatlı: Ayva parfesi( yenebilir altın yaprakları eşliğinde) gül yapraklı pişmaniye yatağında, çikolata espressosu ile.
Devamını Oku …

Kimlik fotokopisi verirken nelere dikkat etmeliyiz?

07:11 |
Güvenlik görevlisi Hüseyin Andı'nın başına bakın neler geldi. Adana'da bir kamu kurumunda özel güvenlik görevlisi olarak çalışan Hüseyin Andı, adına kayıtlı iki GSM şirketince açılan 7 faturalı hat olduğunu öğrenince şaşkına döndü.
Hayatında hiç gitmediği İzmir'de adına hat açılan Andı, cumhuriyet savcılığına dolandırıcıların yakalanması için suç duyurusunda bulundu.
Sosyal Güvenlik Kurumu'nda özel güvenlik görevlisi olan 28 yaşındaki Hüseyin Andı, piyasada seyyar olarak dolaşan ve bir GSM operatörü adına çalışanlara kimliğinin fotokopisini verip faturalı hat aldı. Bir süre sonra uğrayıp telefon ücretini yatırmak istediğinde kendi adına 5 ayrı faturalı hat bulunduğunu öğrendi. Başka şirketlerde de kaydı olup olmadığını araştıran Andı, diğer GSM operatöründe de adına 2 ayrı faturalı hat bulunduğunu öğrendi. Şaşkına dönen genç adam kimlik fotokopisini kullananların bu hatları İzmir'in Bornova ilçesinde açtırdıklarını belirledi. Bugüne kadar bin lira dolayında fatura çıkarılan Andı, "Hayatımda hiç İzmir'e gitmedim. Ancak Bornova ilçesinden adıma hat alınmış. Şirketi belirledim, telefon edince bana pişkin pişkin biz Adana'ya hiç gelmedik diye cevap verdiler." diye konuştu.
20 DAKİKADA 5 KİŞİ BAŞVURDUDolandırıcıların yakalanması için Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunan Andı, GSM operatörü müşteri temsilcilerine bilgi verdiğini anlattı. Andı, asgari ücretle çalıştığını, evli ve kirada oturan bir kişi olarak geceleri uyuyamaz hale geldiğini belirtti. Andı şunları söyledi: "Arkadaşlarım bu paranın icra yoluyla benden alınacağını söylüyor. Uykularım kaçtı, psikolojim bozuldu. Polis bana hayatımda kimlik bile sormamıştır, hiçbir kaydım yok. Hattın İzmir'de açıldığı tarihte ben Adana'da çalışıyordum. İmza sirkülerim ve güvenlik kamerası görüntülerim bile var. Şimdi vergi dairesine gideceğim üzerime bir şirket var mı borç var mı diye soracağım. Bin lira borç beni zor durumda bırakır. Bu parayı dava sürene kadar 3 -4 bin lira olarak ödeyebilirim. Ne olur yetkililer sesimize kulak versin."
Andı, savcılığa suç duyurusunda bulunurken 20 dakika içinde 5 kişinin aynı konuyla ilgili şikayet başvurusunda bulunduğunu gördüğünü de sözlerine ekledi.
Devamını Oku …

Muhteşem Yüzyıl (Nigar Kalfa) Filiz Ahmet ile özel reportaj

07:05 |
“Elveda Rumeli”nin Zarife’si, “Balkan Düğünü”nün Galina’sı, şimdi de “Muhteşem Yüzyıl”ın Nigar Kalfa’sı… Hem bu kadar önemli prodüksiyonlarda yer al, hem de kamera korkun olsun! Ben bu işi anlamadım, gidip Filiz Ahmet’in gerçekten kamera korkusu var mı öğreneyim dedim. Evet, varmış!
Nerelerden gelip girdiniz bizim hayatımıza böyle? - Bilmem, zorla koydular galiba.
Daha önce hep Üsküp’te mi yaşıyordunuz? Yoksa arada Türkiye’ye gelip gidiyor muydunuz?- Orada yaşıyordum ama tabii Türkiye’de de akrabalarım var, 1950’lerde göç edenlerden.
Hep orada yaşıyordunuz da Türk izleyicisiyle tanışmayı nasıl başardınız peki?- “Elveda Rumeli”nin ekibinde 15 senelik arkadaşım vardı. O dönemde Serdar abiler (Serdar Akar) mekan bakmaya geldi Üsküp’e, ben de yardımcı oldum. Öylece kadroya giriverdim!
Tiyatro eğitimi almışsınız, daha önce hiç düşünmediniz mi Türkiye’yle bağlantı kurmayı?- Korkuyordum herhalde. Çünkü bir kamera alışkanlığım yoktu. Sürekli tiyatro yaptığım için kameradan hep korktum. Herhangi bir iş teklifi geldiğinde hep tiyatroyu bahane ediyor, “Oyunlar var” diyordum. Böyle söylerken “Elveda Rumeli”de oynamaya başladım! Zaten sonra dalga geçtiler benimle, “Sen Türkiye’ye gelmedin ama biz senin ayağına geldik” diye!
Kaderden kaçılmıyor değil mi?- Evet. Demek tam zamanıymış. Doğru zaman o zamanmış.
Peki “Elveda Rumeli”yle yenebildiniz mi kamera korkunuzu?- Sayılır! Bizim okulda da kamera önü dersimiz vardı. Hocamız “Çingeneler Zamanı” filminin baş kadın oyuncusu Sinolicka Trpkova’ydı. Onun dersine pek girmiyordum. Hep “Neden gelmiyorsun” diyordu, sevmediğimi söylüyordum. O da “Senin sevmen önemli değil, kamera seni çok seviyor. O yüzden derslere gel” diyordu. Artık kamerayla haşır neşir oluyoruz işte.
TOPUKLU AYAKKABIYA 15 DAKİKA DAYANIRIM Haremde hayat nasıl?- Gayet güzel.
İnsanlar sizi çok seviyorlar. Hakkınızda herhangi olumsuz bir eleştirinin olmaması avantaj mı, yoksa dezavantaj mı sizin için?- Ben de hep olumlu şeyler duyuyor ve okuyorum. Mutlu oluyorum ama olumsuz şeyler de duymak istiyor insan. Çünkü olumsuz şeyler oyuncuyu motive eder.
Normalde “Ben buradayım” diyen biri değilsiniz; ne giyim kuşam, ne de makyaj açısından… Yine de sizin için “güzel” denilmesine ne diyorsunuz?
- Aslında ben kendini gizleyen biri değilim. Görülmesi gerekiyorsa görülüyor. Oyunculukta şansıma dönem dizileri oldu hep. “Elveda Rumeli”de sürekli başörtülüydüm mesela, çok makyaj yoktu yüzümde.
Makyaj, giyim, kuşam… Normalde sever misiniz bunları?- Hayır genelde spor giyiniyorum. Ancak düğün olduğunda süsleniyor, topuklu ayakkabı giyiyorum. O da çok zor geliyor. Zaten yakın akrabaların düğününe gittiğim zaman bilirler. 15 dakika beni topuklu ayakkabıyla, elbiseyle görürler. Ondan sonra gidip arabada kıyafetlerimi değiştiririm.
Bu durumda iddialı bir kadın karakterini oynamak zorlar mı sizi? - Tiyatroda 30’a yakın rolde oynadım. Hepsi de birbirinden farklı rollerdi. Bir kalıbın insanı değilim. O yüzden rahatlıkla oynarım. Sadece ezberlemekle de olmuyor tabii. Araştırmakla, gözlemlemekle, karakteri büyütmekle alakalı.

ÜSKÜP’TEKİ AİLEMİ ÇOK ÖZLÜYORUM“ Muhteşem Yüzyıl”ın beğeneni olduğu kadar, eleştireni de çok. Bozuluyor musunuz bu duruma?
- Biz ne yaparsak yapalım, yine de eleştirmek isteyenler eleştirecektir. ıçinde bulunduğumuz proje çok güzel bir proje. Eleştirileri düşünmüyorum. Görevim neyse onu yerine getirmeye çalışıyorum. Sonuçta kendimi İstanbul’da misafir olarak görüyorum. Bir de sürekli sette olduğumuz için dışarıyla kesiyoruz ilişkimizi. Eleştirileri de duymuyorum o yüzden. Arada boş zamanımız olduğunda arkadaşlarla sohbet, kahve, internet… Bu dünyayla alakamız kalmıyor neredeyse.
Aileniz Üsküp’te mi?- Evet, çok özlüyorum onları. ıki ayda bir görüşüyoruz. ınternet var Allah’tan. Kamerayı açıp, birbirimizin yüzünü görüyoruz hiç değilse...
İlk kez mi ayrıldınız ailenizden?- Makedonya’da çekim yaparken, onlardan 170 kilometre uzaklıkta başka bir yerdeydim. Ama yine aynı yer sayılır. Dayanamazsan taksiye biner giderdin. Ama bu kez öyle değil. Bir de ben sürekli onlarla yaşadığım için çok özlüyorum.

ELİMDE TEKST YOKKEN SUDAN ÇIKMIŞ BALIĞIM Poz vermeye utanıyorsunuz, röportaj yapılırken çekiniyorsunuz, kameralardan korkuyorsunuz. Neden oyunculuğu seçtiniz?- Tiyatroyu çok seviyorum. Bana rol ver yapayım. Ama elimde tekst yoksa sudan çıkmış balığa dönüyorum.
Ama iyi oyunculuk yanında şöhretle geliyor. O nasıl olacak peki?- Özgürlüğün biraz kısıtlanıyor tabii... Makedonya’daki yaşam tarzım farklıydı, burada ister istemez değişiyor.
Burada mı, yoksa orada mı daha ünlüsünüz?- Burada tabii. Orada magazin bu kadar önemli değil. Beni sadece tiyatrocular, tiyatroseverler tanır. Dizi muhabbetleri bizde yoktur. Yeni yeni bir şeyler yapmaya başlıyorlar. Bize de Türkiye’den diziler gelmeye başladı. Biraz heveslendiler dizi olaylarına.
Burada nasıl davranıyor hayranlarınız?- “Elveda Rumeli” zamanında biri gelip elimi tutuyor, başka biri gelip bir şey söylüyordu. Ben “Acaba nereden tanıyorum” diye boş boş bakıyordum. Bir gün kuzenim “Niye bu kadar şaşırıyorsun, seni televizyondan tanıyorlar” dedi. Gerçekten ilk başlarda epey bir şaşırdım.
BÜYÜK YA DA KÜÇÜK ROL YOK BÜYÜK YA DA KÜÇÜK OYUNCU VAR Başarılı prodüksiyonlarda yer aldınız ve her biri hanenize bir artı olarak eklendi. ınsan bir zaman sonra “Bundan sonraki mutlaka başrol olsun” der mi?- Ben demem diye düşünüyorum. Tiyatroda da geçen sene başrolüm oldu. Ödüller bile aldım ama “Ben artık piştim, sadece başrolleri kabul ederim” demedim. Sonrasında zaten en küçük rolde bile oynadım. Benim dedem Üsküplü büyük tiyatro sanatçısı Lütfü Seyfullah’tı. Bana söylediği sözleri hiçbir zaman unutmam: “Büyük ya da küçük rol yoktur. Büyük ya da küçük oyuncu vardır!”
SARAYBOSNA’DA SAVAŞ ÇIKINCA İSVEÇ’E GİTTİM Lisede tıp eğitimi almışsınız…
- Evet. Saraybosna’daki savaş döneminde biz ısveç’e gittik, üç sene orada yaşadık. Türk okuluna devam ettim. Memlekete döndüğümüzde artık Makedonca’yı iyi konuşamıyordum, Türkçe konuşuyordum. Liseye yazılacağım ama Makedonca eğitim veren bir okula gitsem, dilim çok iyi değil. Türkçe eğitim veren tek okul tıp okuluydu. Ben de oraya gittim.
Şurada bayılsam, ilkyardım yapabilir misiniz?- O kadar yaparım tabii! Kaptık bir şeyler derslerde!
Savaştan sonra memlekete dönmek nasıldı?- Küçük olduğum için o kadar etkilenmedim. 13 yaşındaydım.
Az bir yaş değil ama…- Üsküp o kadar etki görmedi. Bir tek üç sene önce mi hatırlamıyorum iç savaş olmuştu. Bizim yaşadığımız yerden Balkanlar’daki patlamalar, yangınlar, bombalamalar görünüyordu. Tabii etkileniyorduk.
HÜRRİYET
Devamını Oku …

Kim Kardashian eski korumasını yatağa attı

07:03 |
Kim Kardashian, Kourtney and Kim Take New York programında kameralar önünde yatağa girdi!
ABD'nin en ünlü televizyon yıldızlarından Kim Kardashian, Kourtney and Kim Take New York adlı yeni reality şovunda eski korumasını yatağa attı!
Programın önceki akşam yayınlanan bölümünde eskiden korumalığını yapan Shengo Deane ile yemeğe çıkan ve ardından eski korumasını evine davet eden Kardashian, Deane'le yatak odasını gösterdiği sırada çift sürpriz şekilde öpüşmeye başladı.
Kardashian kameraları odanın dışına çıkarsa da, ekip terastan çekime devam etti ve perdeler kapatılana kadar çifti görüntülemeye devam etti. Kim Kardashian'ın son dönemde reytingleri hayli düşen programına yeniden hareket getirmek için böyle bir mizansen hazırladığı iddia ediliyor.
Devamını Oku …